– Fikret Hoca Blog –

Bilgi

Bu yazı 12 Mar 2013, tarihinde yazılmıştır. Bu yazı güncelliğini yitirmiş olabilir.

Bu yazı şunlarla etiketlenmiştir:

, , ,

II. Bursa Seferi

Yarıyıl tatili için Arjantin’e kadar gitmeyi düşünürken kısmet Bursaya oldu. İyiki de öyle olmuş. Daha önceden bir kaç kez Bursaya gitmiş olsam da daha görmediğim çok yeri olduğunu biliyordum. Onun için bu sefer gördüğümüz her kahverengi tabelaya dönecektik öyle de yaptık.

Pendik-Yalova İDO seferi ile 71TL’ye gidiş biletimizi 33TL’ye de dönüş biletimizi aldık. Özelleşen İDO, havayolu şirketlerinin gittiği yoldan gitmeye çalışıyor lakin havayolu bir mecburiyet değil ama denizyolu  birçok kişi için bir mecburiyet. Neyse bu yazıda böyle tatsız konulara girmek istemiyorum. Yiğidi öldürüp hakkını verelim öyleyse. İDO içerisindeki kantinleri Cafe NERO almış. Benim gibi filtre kahve severler için iyi olmuş. Soğuk havada sıcak kahvenizi güvertede rüzgara karşı yudumlamak gibisi yok.

Yalova’dan yola koyulup Orhangazi’de İznik’e döndük. Bir tarafı İznik gölü diğer tarafı dağların tepelerine kadar uzanan zeytinliklerle kaplı yolda ağır ağır ilerleyip köylerin içerisinden geçtik. Şehre girmeden kahverengi tabelalar görüp yolumuzu Elbeyli yönünde değiştirdik. Burada Merdivenli Kaya’yı, Anıt Ağacı ve Yeraltı mezarlarını görüp geri döndük. Sadece Elbeyli sınırları içerisinde bile birçok tarihi mekan bulunuyor. Bunlar hakkında daha detaylı bilgiye Elbeyli Belediyesinin sitesinden ulaşabilirsiniz.

Elbeyliden geri dönüp İznik’e gittik. Tarihte çok önemli bir yere sahip olsa da şu anda Bursa’nın bir ilçesi sadece. Bence hak ettiği değeri alamayan anadoludaki birçok yerleşimden biri. İznik ile ilgili araştırmalarım sırasında ekşi sözlükte de benim izlemlediğim durumlara değinilmiş. Onlardan birini buraya eklemeden edemeyeceğim.

tarihteki önemine, bir zamanlar çini sanatının en önemli merkezi olmasına ve muhteşem bir göl kıyısında kurulmuş olmasına rağmen günümüz yozlaşmasından nasibini ziyadesiyle almış, ziyaret ettiğinizde insanı hayrete düşüren, o muhteşem doğasına ve tarihine rağmen pekala sultanbeyli’nin göl kenarında kurulmuş olanı şeklinde ifade edilebilecek ve bu ifade edilebilişten de büyük bir üzüntü duyulabilecek savunmasız, acınası bir gizli cennet…

Hristiyanlık için çok önemli olan I. Konsil ve VII. konsil İznikte toplanmıştır. İlk toplantıda [hâşâ] Hz. İsa’nın tanrı olduğu kabul edilmiştir. Hristiyan filmlerinde şaşırma nidası olarak “Jesus” (Hz. İsa’nın adı) denmesine rağmen çevirilerde tanrım olarak duymamızın/görmemizin sebebi budur. İznikteki ikinci toplantıda ise hristiyanlıkta önemli bir yere sahip olan ikonalar (hristiyanlıkla ilgili her türlü figür) kutsanmıştır. Bu karar hristiyanlığın yayılması için önemlidir. Çünkü o dönemde kitap basımı kolay değil ve basılsa bile okuma yazma bilen çok az insan olduğundan dolayı incildeki bölümler resimlerle anlatılmış ve insanlar böylece hristiyanlığı öğrenmişlerdir.

İznik şehri Doğu-Batı yönünde ve Kuzey-Güney yönünde yollar ile bölünmüş. Bu ızgara mimarinin Roma döneminden kalma olduğu söyleniyor. Bu dört yönde şehrin kapıları var. Özellikle İstanbul kapısındaki masklar benim çok dikkatimi çekti ancak anlamlarını hala bulamadım. Ayasofya müzesini(camisini) gezdik. Gayet bakımsız bir hali vardı. Öyle ücra bir yerde değil. Şehrin tam göbeğinde. İznik’in meşhur yeşil camisini de görüp müzeye girmek istedik ancak orada da tadilat olduğundan geri dönmek zorunda kaldık. Bahçesinde kabartmalı mezar taşlarından vardı.

Karnımız acıkınca tabiki Köfteci Yusuf’a gidip meşhur köftelerini mideye indirdik. Tavsiye ederim. Akşam olunca Bursa’ya doğru yola koyulduk.

 

Yoruma kapalı.